Mescidi Nebi, peygamberimizin hicret sonrasında Eshab-ı Kiram’ıyla Medine’de inşa ettiği mesciddir. Mescidi Nebevi, Mescidi Resul, Mescidi Şerif ve Mescidi Saadet adlarıyla da anılmaktadır. Müslümanlar Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebi’ye ziyaret için giderler. Mekke’de ki Mescidi Haram’dan sonra kutsal sayılan bir mekandır. Hz. Peygamberimizin de kabri buradadır. Mescidi Nebi kelime anlamı itibarıyla peygamberi mescididir. Mekke’den Medine’ye yapılan göç sırasında peygamber efendimizin devesinin çöktüğü yere inşa edilmiştir. Burada kılınan namazların sevabı Mescidi Haram dışında, diğer mescitlerden kat kat üstündür. Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’de bu mescide gömülmüştür. Günümüzdeki hali, mermer avlusuyla birlikte 400.000 m2 olan mescid, Hac sırasında Müslümanların ziyaret edip, namaz kıldığı yerler arasında bulunuyor.

İlk inşa edildiğinde taş duvarlardan, hurma kütükleri ve dallarından yapılan oldukça sade üç kapılı bir yapıdır. Peygamberimizin buranın inşasında bizzat çalıştığı bilinmektedir. Bitişiğinde yapılan ev, peygamberimiz için yapılmıştır. Günümüzde peygamberimizin kabri bu bölümde yer almaktadır.Yapıldığında minberi ve mihrabı olamayan bir yapıydı. O dönemde yapılan konuşmalar ağaç kütüğü üzerinde yapılırdı.

Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki:
Benim (Medine’deki Mescidi Nebevi) bu mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke’deki) Mescidi Haram müstesna, başka mescidlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır.
“Medine, İslam’ın kubbesi, imanın yurdu, hicret mahalli, helal ve haramın açıklandığı makamdır.” (Terğib, 2/228)
“Kimin Medine’de ölmeye gücü yeterse orada vefat etsin, muhakkak ben, burada vefat edenlere şefaat edeceğim.” (Terğib, 2/223)
Medine-i Münevvere’ye saygı ve hürmet gerekir. Burada yapılan ibadetlerin gerek füyûzâtında, gerekse neticede ihsan olunan sevaplarda üstünlük ve fazlalık vardır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de ikamet etmek, nefsine güvenip oranın haklarına ve edeblerine riayet edemeyecekler için mekruhtur. (Lübab Şerhi, s.351)

Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli faaliyetlerinden biri Mescid-i Nebevi’nin inşası olmuştur. Bizzat Hz. Peygamber tarafından yaptırılan mescid onun Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve fonksiyonları bakımından sonraki dönemde kurulan camilere örnek teşkil etmiştir.
Mescid-i Nebevi’nin inşa edildiği alan, Hicret sırasında Hz. Muhammed’in üzerinde bulunduğu devenin çöktüğü yerdir. Yapımına 622 yılında Hz. Muhammed’in temele ilk taşı koymasıyla başlanmış 623 yılında tamamlanmıştır. Yapı ilk inşa edildiğinde tek sıra kerpiçten, yaklaşık 1.60 metre kadar yükseklikte çevre duvarı ile kuşatılmış üzeri açık 1022 metrekare bir alana sahiptir.
Mescidi nebevi ilk hali

İlk Mescidin Özellikleri
- Mescidin temeli 3 zirâ (ort. 1,5 metre) taş temel, duvarı killi topraktan yapılmış kerpiç kullanılmıştır.
- Mescidin uzunluğu 70 zirâ (ort. 34metre), genişliği 60 zirâ (ort. 29 metre) ve yüksekliği 5 zirâ(ort. 2,5 metre)dır. Alanı ortalama 1000 metre karedir.
- Duvar yapısı Araplar arasında Semit olarak bilinen kerpiç üstüne kerpiç örülmesi ile Saide denilen bir kerpiç üstüne yarım kerpiç konulması tarzındaydı.
- Mescidin ilk kıblesi Beytül Makdis (Kudüs) idi. Mihrap hurma kütüklerinden yapılmıştı.
- Doğu duvarının güney kısmına Hz. Ayşe ve Hz. Sevde için iki adet oda yapılmıştı.
- Mescid’in güneybatı kısmında kimsesiz ve fakir Müslümanlar için Suffa adı verilen gölgelik yapılmıştı.

Şair Nâbi bir heyetle beraber hacca gider. Medine-i Münevvere’ye yaklaştıkları zaman heyetteki bir paşanın ayağını uzatıp yattığını görür ve seslice şu beyti okur:
Sakın! Terk-i edebden gûyi mahbub-i Hüdâ’dır bu.
Nazargâh-ı ilâhidir makâm-ı Mustafâ’dır bu.
Habib-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette,
Tefevvügu kerde-i arş-ı cenâb-ı kibriyâ’dır bu.
Murââtı edeb şartıyla Nâbi gir bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyan’dır, Bûsegâh-ı enbiyâ’dır bu.
Manası:
Peygamberimiz’in beldesine girerken edebsizlikten sakın.
Çünki burası Nazargâh-ı İlâhidir, Makâm-ı Mustafâdır.
Bu makam Habib-i Kibriyânın istirahat ettiği yerdir.
Fazilet bakımından Arş-ı Âlânın dahi üstündedir.
Ey Nâbi, bu dergâha edebe riayetle gir. Çünki burası;
Enbiyânın yüz sürdüğü, rûhâniyetin tavaf ettiği yerdir.
Sabah olunca müezzinlerin minârelerden bu beyitlerini söylediklerini görünce sorarlar:
Siz bu beyitleri kimden öğrendiniz? Cevap verirler: “Bu gece Efendimiz bize bu beyitleri talim ettirdi ve minarelerden söylememizi emir buyurdular” derler.
Ecdadımız bu mübarek beldeye çok saygı göstermişler: Abdülhamid Han Hazretleri Hicaz Demiryolunun yapımı sırasında demiryolunu yapan ekibe (hürmet ve tazim ifadesi olarak) şu talimatı vermiş: “Medine-i Münevvere’ye yaklaştığınız zaman mümkin olan aletlerin üzerine keçe sarınız ki, fazla gürültü olmasın. Peygamber Efendimiz’in, Ehl-i beytin ve burada yaşayanların ruhları rahatsız olmasın.”

- Hz. Osman, döneminde Mescid-i Nebevî’ye bitişik bazı mekanları yapıya dâhil etmek amacıyla satın alınmış, kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilerek yaklaşık 2433 m² kare planlı bir mekan haline getirilmiştir
- Mescid-i Nebevî, bu tarihten Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik zamanına kadar herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Velîd 706-707 yılında yapıya eklemeler yaparak genişletmiş ve yaklaşık 7500 m²’lik bir alana ulaştırmıştır. Bu genişletmelerde yapıya minare, niş tarzı mihrap ve şerefe eklenmiştir.
- Abbasî döneminde de artan nüfusun ihtiyacı karşılanamaması üzerine genişletmeler devam etmiştir. Yapı sadece kuzey yönünde genişletilerek yaklaşık 9309 m²’ye ulaşmış ve sütun sayısı 290’a çıkmıştır.
- Abbasîlerden sonra Mescid-i Nebevi’nin bakımını üstlenen Memlükler, yarım kalan düzenlemeleri tamamlamıştır. Memlük Sultanı Kalavun devrinde Hz. Muhammed’in kabri üzerine ilk defa ahşap bir kubbe inşa edilmiştir.
- Kayıtbay Hücre-i Saadetin kubbesini yenileyerek mescidde bazı düzenlemeler yaptırmıştır. Güneydoğu köşesinde çıkan yangında Hücre-i Saadeti örten iç kubbe hariç iki tavan, minber ve maksure tahrip olmuş sütunların büyük bölümü zarar görmüştür. Mescidin yenilenmesi ve tezyinatı da 1483 yılında tamamlanmıştır.
- Medine Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra Mescid-i Nebevi’de ilk imar faaliyeti Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde İstanbul’dan gönderilen mühendis ve ustalar Hücre-i Saadetin batı duvarı başta olmak üzere Mescid-i Nebevi’de bazı onarım ve yenileme çalışmaları yapmışlardır. Sultan II. Selim, III. Murad, III. Mehmed, I. Ahmed, IV. Murad, IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, I. Abdülhamid ve III. Selim zamanlarında Mescid-i Nebevi’de bazı tamirat ve yenilikler gerçekleştirilerek buraya çeşitli hediyeler gönderilmiştir.
- Haremeyn işlerine büyük önem veren II. Mahmud’un emriyle 1813’te Mescid-i Nebevi’de tamirat ve düzenlemeler için hazırlıklar başlamıştır. Gerekli insan gücü ve malzeme İstanbul ve Mısır’dan Medine’ye ulaştırılmıştır. 1817’de başlayan ve 1837’de tamamlanan faaliyetlerle Mescid-i Nebevi’nin kıble, kuzey ve doğu tarafına üç, batı tarafına dört sütun ilave edilmiştir. Sultan Kayıtbay tarafından Hücre-i Saadetin üzerine yaptırılan ve “Kubbetü’l-Hücre” veya “Kubbetü’n-Nur” diye anılan kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yapılmış, üstü de kurşunla kaplanarak yeşile boyanmıştır.
- Osmanlılar döneminde Mescid-i Nebevi’de en büyük imar faaliyeti Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirilmiştir. Abdülmecid, 1849 yılının sonlarında mescidi yeniden inşa etmeye karar vererek mimar Abdülhalim Efendi’yi bu amaçla görevlendirmiştir.
- Mescid-i Nebevi’nin tarihinde en büyük genişletme ve imar faaliyeti 1984-1994 yılları arasında gerçekleştirildi. Mevcut yapıyı doğu, batı ve kuzeyden kuşatan 82.000 m²’lik bu ilaveyle, mescidin alanı 98.326 m²’ye ulaşmış, mescidin damına da namaz kılınabilecek 67.000 m²’lik kısmın eklenmesiyle birlikte toplam alan 165.326 m² olmuştur. Yapı günümüzde büyük ölçüde bu tasarımı korumaktadır.
- Mescid-i Nebevi ilk inşa edildiğinde oldukça sade ve tamamen işlevsel yönü ağır basan bir yapıdır. Yapılan ekleme ve onarımlarla tezyinat açısından oldukça gelişen yapı günümüzde ihtişamıyla göz kamaştıracak niteliktedir. Tezyinat niteliğindeki ilk düzenlemeler Hz. Osman döneminde eklenen sütunlarla olmuştur.
- En kapsamlı düzenlemelerin yapıldığı Sultan Abdülmecid devrinde ise Mescid-i Nebevi’nin zemini mermer malzeme ile kaplanmış, sütun başlıkları altınla süslenmiş, kıble duvarı ise Osmanlı çinileriyle kaplanmıştır. Aynı zamanda Hattat Abdullah Zühdü tarafından mescidin bütün kubbesi, kıble duvarları ve kapılarının üstü, birbirinden kıymetli hat sanatı örnekleriyle donatılmıştır. Hücre-i Saadet odası ise yine Osmanlı döneminde bir takım değişiklik geçirerek II.Mahmud tarafından kubbesi yeşile boyatılmış ayrıca hücrenin dış duvarlarını çinilerle kaplatmıştır.

- Mescid-i Nebevi mihrabı bugün süsleme açısından verilebilecek en güzel örneklerden bir tanesidir. Her ne kadar Mescid-i Nebevi ilk inşa edildiğinde bir mihraba sahip değilse de 1483 yılında Memlük Sultanı Kayıtbay , siyah-beyaz ve renkli mermer malzeme kullanarak, geometrik motifler, madalyon ve şerit halinde celi sülüs yazılarla süslettiği mihrap bugünkü abidevi görünümüne kavuşmuştur.

- Süslemesine özel bir önem verilen kıble duvarının alt kısmı mermer malzeme, üst kısmı ise uzaktan mozaik gibi görünen altın parçalarıyla, kaplanmıştır. doğu ve batı duvarlarının avluya dönük yüzleri renkli dekoratif oymalarla süslenmiştir.Yapıya ait minareler ise son görünümüne Osmanlı döneminde kavuşmakla birlikte farklı dönemlerde sayıları artarak bazı değişiklikler geçirmiştir. Bugün güney-doğu köşesinde hala mevcut olan minare Memlük sanatının en güzel işçiliklerini yansıtır. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid taraflarından inşa ettirilen diğer minareler tamamen Osmanlı mimari üslûbunda inşa edilmiştir. Yapının dış cephesi renkli taş ve mermer malzemeyle bezenmiştir. Sütun başlıkları altın renkli olup, kule görünümünde sütunlar kazıma ve kabartma tekniği kullanılarak biçim verilmiştir. Yüzey bezemelerinde geometri ve bitkisel motifler sıkça kullanılmıştır.












